Efe Can etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Efe Can etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Eylül 2010 Cuma

Confessions of a Sales Advisor : Part 2 : Cougar Town


Nivea standındaki küçük diyaloğumuzdan sonra Dingil Hanım’ın her davranışıma yapacak bir yorumu olmaya başlamıştı. İlk haftalar mağazadaki tek erkek satış personeli olduğum için low profile sergilemeye özen gösterdim, Dingil Hanım ile dikleşmedim. Uyarılarını pek ciddiye almadan, yüzümde uyuz bir tebessümle “peki Dingil Hanım, tamam Dingil Hanım” diyip geçiştirdim. Günler ilerledikçe bana daha çok sinir olmaya, küçümseyici bakışlarımla ezilmeye başladı.


Mesai saatleri içerisinde sürekli kimyasal maddelere maruz kaldığım için gözlerim yanmaya başlamıştı. Bir sabah lenslerimi takamadım ve siyah, büyük çerçeveli, numaralı wayfarer’larımı taktım.

Dingil Hanım : O gözlükler nedir Efe öyle?
Efe Can : Lens takmadım, gözlerimi dinlendirmek istedim.
Dingil Hanım : Sürekli takmayacaksın onları değil mi?
Efe Can : Hayır, neden?
Dingil Hanım : Çok tuhaf olmuşsun, komik görünüyorsun.
Efe Can : Estetik anlayışınızın İzmit sınırları içerisinde kalmış olması çok üzücü.
Dingil Hanım : İzmit’te yaşıyoruz ama değil mi?


İkinci ayımın ilk günlerinde soyunma odasındaki panoya mağazada en iyi satış yapan 10 kişinin listesi asılmıştı. 1. sırada 19 bin ile ben vardım, 2. olan Christian Dior uzmanı Özge, 12 bin ile kalmıştı. Mağaza içerisinde dedikodu kazanı kaynamaya, iş arkadaşlarım beni rakip olarak görmeye başlamıştı. Sonradan en çok primin İthal parfümlerde olduğunu öğrendim. Lancome, Dior ve diğer markaların uzmanları parfüm almaya gelen müşteriler ile kendileri ilgilenmeye başladı. Bu durum karşısında sessiz kaldım, ne de olsa tek erkek personel bendim, müşteriler mağazaya girdiğinde ilk beni görüyorlardı ve selective markaların da kozmetik ürünlerinden bolca satış yapıyordum.


Uzmanların “benim müşterim-senin müşterin” kavgaları, selective uzmanlarının birbirlerinin müşterilerini kendilerine çevirme çabaları, Dingil Hanım’ın seviyesiz uyarıları mağaza içerisinde gerginlik yaratmaya başlamıştı. Mağaza sahipleri de yapacak başka işleri olmadığı için güvenlik kameraları monitörlerinden personeli gözetliyordu. Kendimi reality show’un içindeymiş gibi hissetmeye başlamıştım, bir tek mikrofonlarımız eksikti.

Mağazanın boş olduğu bir gün, öğle yemeği arasından döndükten sonra elimi yıkamak için lavaboya gittim. Çıktıktan sonra Golden Rose standının yanındaki büyük aynada saçımı düzelttim. Aradan 2 dakika geçmeden Dingil Hanım yanıma geldi.

Dingil Hanım : Efe, Deniz Hanım (Mağaza Sahibi) aradı şimdi, saçınla başınla çok oynuyormuşsun. Davranışlarına dikkat etmen gerektiğini söyledi.
Efe Can : Bunu Deniz Hanım mı söyledi yoksa siz mi söylüyorsunuz?
Dingil Hanım : Ne alaksı var benimle?
Efe Can : Telefon sesi filan duymadım.
Dingil Hanım : Önceden söyledi.

To Be Continued…

Feel Good Inc.


Son 2 haftada başıma “pişmiş tuvuğun başına gelmez” dedirten türden olaylar geldi. Comeback post’umun son derece iğrenç bir şekilde reklamını yapan gerizekalılara buradan kucak dolusu sevgilerimi yolluyorum. 9 Eylül 2010 günü Efe Can in Wonderland, bugüne kadar aldığı hit sayısına sadece 1 günde ulaştı. Who’s the b*tch now? Anyways, geleneksel depresyonumdan çıktığımın müjdesini vermek isterim. Sit & Watch TV dönemine girmiş bulunduğumuz bu muhteşem Eylül sabahında, yeni dizi, albüm ve tasarımcıların spring 2011 koleksiyon review’larıyla geri döneceğim. Şimdi 8300 metrekarelik malikanemin terasında Kristin Cavallari ile yoga yapacağım. Güne pozitif başlamak için yukarıdaki playlist’e bir göz gezdirin cicişler.

Kind Regards,
Efe Can


12 Eylül 2010 Pazar

Happy Monthiversary!

You’re a pathological liar, your every move is calculated. I don’t love you anymore. Rest in peace, you’re dead to me!

11 Eylül 2010 Cumartesi

Confessions of a Sales Advisor : Part 1 : Welcome to the Jungle


2 ayda -adını vermek istemediğim- kozmetik mağazasından nasıl kovulduğumu 3 bölüme ayırarak anlatacağım. İsimleri biraz değiştirdim, mağaza müdür yardımcısının baş harfi “D” ile başladığı için ona Dingil Hanım diyeceğim mesela. (D ile başlayan hayvan isimlerini google’ladım, hoşuma giden bir şey olmadı.)

Mağazadan biraz bahsedeyim, giriş katında, ön tarafta Lancome, Christian Dior, Yves Saint Laurent, Estee Lauder, Clinique gibi selective kozmetik markalarının standları ve ithal parfümler, arka taraflarda L'Oreal, Max Factor, Maybelline, Nivea ve en ücra köşelerde yerli parfümler, Flormar ve Golden Rose gibi markalar bulunuyor. Alt katta ise saç spreyleri, şampuanlar, saç boyaları filan var. Ben de hemen girişte, İthal Parfüm bölümündeydim.

İlk gün, yaklaşık 30 personelle tanıştım, parfümlerin üst, orta ve temel notalarını ezberledim. İnanın hiç kolay olmadı, gün sonunda berbat kokuyordum. Clinique uzmanı Begüm ile BFF olduk. Öğle yemeği arasını yalnız bir şekilde, McDonald’s’ta Akdeniz salatası ve 6’lı nugget yiyerek geçirdim. Sonra iş arkadaşlarım mağazaya çok yakın, molalarda gidilen son derece hip bir mekana (!), çay ocağına götürdüler beni.

İlk hafta sexual orientation’ımı, sevgilim olup olmadığını öğrenmeye çalıştılar. Özel hayatım ile ilgili detaylı bilgi vermekten kaçındım. Nivea uzmanı yıllık izinde olduğu için mağaza müdür yardımcısı Dingil Hanım geçici olarak Nivea standı ile ilgilenmemi söyledi.

Efe Can : Nivea’nın make-up’ını anlatabilir misiniz?
Dingil Hanım : Yalnız Efe, Türkiye’de yaşıyoruz, burada biz ona makyaj diyoruz.
Efe Can : Humm… Peki o zaman.

Nivea Standı önünde,

Dingil Hanım : Bunlar mascara’lar, burada gloss’lar, concealer’lar…
Efe Can : Göz altı kapatıcısı yani, değil mi?

Uzun, rahatsız edici bir sessizlik. End Scene.

9 Eylül 2010 Perşembe

Hola! There's an "H" in it.

Nasıl başlayacağımı bilemiyorum… 1 senede o kadar çok şey değişti ki… Wow, yokluğumda ne kadar çok (cough) copycat (cough) moda blogger’ı türemiş. --- Well, lemme tell you sth about my blog: This-Is-Not-a-Fashion-Blog! --- Ahh, aslında comeback post’umu yeni nesil fotoğraf çeken süpersonik bombastik dokunmatik iPod’lar hakkında yapmak isterdim ama çok garip olurdu zannımca. Eveeet, yazmayı da unutmuşum bunu şimdi fark ediyorum. Anyways, pek çok sevdiğim frenemy’im Lindsay hapse filan girdi çıktı, Alexander McQueen aramızdan ayrıldı, GaGa pipisinin olmadığını kanıtladı, Glee veletleri Madonna bölümü ile bir anda popüler oldu, albümleri iTunes’ta zirveye fırladı. Madonna 52 oldu, Spencer Pratt delirdi, sapık sapık Tweet’ler göndermeye başladı. Hayatımın anlamı, drama ihtiyacımı karşılayabilen tek dizi The Hills sona erdi. Ödül törenlerinde heteroseksüeller minority muamelesi gördü... Neyse bunları biliyorsunuz zaten daha fazla devam edip ilk post’tan uykunuzu getirmeyeyim.

Benim hayatımda olan değişiklikler… Uhm…

Saçımı kazıttım! Surprise, surprise!


1 sene önce o kadar b.k attığım iPod Touch’tan aldım.
A Single Man en sevdiğim film, Grey Vetiver en sevdiğim parfüm oldu. Teşekkürler Tom.
Yeni dövme yaptırdım.

Alttan derslerimi saymazsak mezun oldum sayılır.

Adını vermek istemediğim bir kozmetik mağazasının ithal parfüm bölümünde işe alındım, ilk ayda mağaza 1.si oldum, 2. ayın sonunda kovuldum. Drama, drama, drama… Detaylar için stay tuned cicişler.

Post’umu epik bir şiirle sonlandırıyorum. Kafiye filan aramanıza gerek yok. Enjoy.

Hey Babe

Hello Çanakkale ne var ne yok orada
Çok sıkıldım laf aramızda
How’s it hangin’ you stupid f.ck?
xoxo



3 Eylül 2009 Perşembe

Must Have Item : Fred Perry Contrast Barrel Bag


Fred Perry Contrast Barrel Bag £40.00

Yaz tatili bittiği için kısa bir süre içerisinde monoton yaşantıma geri döneceğim. FakülteFitness CenterEv. Sounds exciting, right? Pek sanmıyorum.
Son zamanlarda oldukça popüler olan, kullanışlı ve şık silindir duffel çantalardan edinmeye karar verdim. Louis Vuitton veya Trussardi gibi designer çantalardan alamayacağım için Fred Perry yine bu sezon hayatımı kurtaracak gibi görünüyor.


Sol Louis Vuitton Sporty Bag Beaubourg $1.000
Sağ Trussardi 1035.00 €

Vogue Italia September Issue 2009 - Extreme Couture Editorial


Steven Klein tarafından gerçekleştirilen Extreme Couture editorial'ından bir kaç fotoğraf bulabildim. Yakında tüm seriyi bulup yayınlayacağım. Şimdilik fazla yorum yapmak istemiyorum, sadece benim bacaklarım Rihanna'nınkilerden çok daha güzel, evet! Hatta en kısa zamanda sigortalatmayı düşünüyorum.


1 Eylül 2009 Salı

Happy Birthday Andaç!


15 senedir yanımda olup bütün dengesizliklerime ve tuhaflıklarıma katlanan, beni alttan alabilmeyi başaran yegane insan, kötü anlarımda bana destek olan ve umut veren, beraber gülebildiğim, kardeşim yerine koyduğum süper şahsiyet… Nice mutlu senelere, iyi ki varsın! Cheers!

Kendime Not : Buddha Diyet Konusunda Ne Yapardı?


Nedensiz yere kendisine kötü davranarak kendisini zayıf düşüren Buddha anladı ki… huzura veya bilgiye ya da kurtuluşa giden yol bu değil… Bedenini hor gören biri asla aydınlanamaz.
Buddhacharita 12.97-99

”Bu ikisini karşılaştırmak tuhaf görünebilir, fakat Buddha’nın aydınlanma çabasıyla, günümüzde insanları güzellik adına aç kalmaya yönelten formda kalma dürtüsü birbirinden o kadar da farklı değildir. Buddha diğer inzivaya çekilenlerle birlikte bedenin pisliklerinden – kalabalığından – kurtulmak için altı yıl kendisini aç bıraktı. Sonunda tüm bu yıllardan sonra kendisini cezalandırmasının sadece onu zayıflatıp aklını karıştırdığını kavradı. Unutmayın, bu Buddha idi! Modern bir gencin ya da diyet yapan birinin aklının ne kadar karışabileceğini hayal edin.Kendine kötü davranmanın büyük bir disiplin ve güç gerektirdiğini kabul edelim ve bunu ruhun büyüklüğünün bir ölçütü olarak görelim. Sonra kendimize ve sevdiklerimize bunun böylesi bir büyüklüğü ifade etmenin yanlış bir yolu olduğunu hatırlatalım. Buddha tekrar yemeye ve bedenini sevmeye başladıktan hemen sonra aydınlandı. Tüm kusurlarıyla birlikte bedenlerimizi kucaklayıp desteklemeliyiz; sonra da bu yenilenmiş güçle birbirimizi kucaklayıp destekleyebiliriz.”

- Franz MetcalfWhat Would Buddha Do?

30 Ağustos 2009 Pazar

Must Have Item : Alexander McQueen Fall ’09 Cardigan


Doğum günüme 3 ay kala isteklerim çoğalıyor blog’umu okuyan sevgili dostlarım. Efe Can’a ne alsak diye düşünmeyin, Must Have Item bölümlerine bir göz gezdirin, eminim yardımcı olacaktır hediye seçiminde. Mesela Alexander McQueen Fall ‘09’dan bu yün hırka muhteşem bir doğum günü sürprizi olabilir benim için.

28 Ağustos 2009 Cuma

Efe Can in Wonderland on Facebook


İstek, öneri ve eleştirileriniz için Facebook'taki Efe Can In Wonderland grubuna beklerim.

Yours Sincerely,
Efe Can

27 Ağustos 2009 Perşembe

Creative Blogger Award / Mim


MTV Europe Music Awards’dan önce Creative Blogger ödülüne layık görüldüğüm için çok mutluyum. Biliyorsunuz Best Male Blogger Award’a adaylığım var. (!)

Rahat Yazar ve Mrs. Baros’a ödül için çok teşekkür ederim. Madonna, Türkiye’ye gelmeyerek bizleri unuttun ama ben seni unutmadım, sana da teşekkür ederim, kızın Lourdes’un kaşlarını en kısa zamanda aldırmanı öneririm! Ve son olarak Heidi Montag (Pratt) çıkacak olan albümünü imzalayıp evime postalarsan sevinirim.

Mim 1Hakkımdaki 7 Garip Şey

* Spor yaparken rahatsız edilirsem aşırı tepkiler verebiliyorum. Örneğin geçen sene arkadaşım Eliptical bisiklet üzerindeyken korkutmuştu ve kolumdaki saati çıkartıp fırlatmıştım. Adeta küçük bir Naomi Campbell’ım.

* Yolculuklarda bir şarkıyı 60 saniyeden fazla dinleyemem, hemen sıkılırım.

* Kilo almamak için günde 700 kaloriyi geçmeyecek şekilde beslenirim ve normal şartlarda saat 7’den sonra meyve dışında besin tüketmem.

* İmitasyon Louis Vuitton çanta takan insanlara laf atmadan rahat edemem. Bir gün çok kötü dayak yiyeceğim bu yüzden.

* Her sene farklı bir dine merak sarar ve o din hakkında bir sürü kitap okurum. Geçen sene Budist olmaya karar vermiştim, son zamanlarda 7/24 Kabbalah Channel izliyorum.

* Çektirdiğim 20’lik dişimi “The One”a saklıyorum. O kişiyi bulunca dişimi ona doğum gününde hediye edeceğim.

* Son maddeyi 7 Deadly Sins ile sonlandırmak istedim. I’m going to hell, yeah! 7’de 7.


Mim 2 En Sevdiğim 7 Şey

* Bitter çikolata, taze sıkılmış portakal suyu ve Marlboro Menthol kombinasyonu.
* iPod’um (Babamdan çok severim!)
* İntikam
* John Legend eşliğinde şarap, Sezen Aksu eşliğinde rakı içmek.
* Eve kapanıp tüm gün tembellik yapmak. (Karbonhidrat yemek, sevdiğim tasarımcıların defilelerini tekrar tekrar izlemek ve takip ettiğim dizilerin yeni bölümlerini izlemek.)
* Spor yapmak, sağlıklı beslenmek, bunların sonucunda fit kalmak.
* Arkadaşlarımla vakit geçirmek. (Clubbing, hanging out, etc…)

xoxo
Efe Can

26 Ağustos 2009 Çarşamba

Weird Dreams - 1


Bazen çok garip rüyalar görürüm uyanmama yakın, yatağımın yanında sürekli küçük bir not defteri bulundururum ve gördüğüm şeyler hakkında küçük notlar alırım rüyamı hatırlatması için. Son birkaç senedir bu tür fantastik rüyaları haftada 2 - 3 kez görmeye başladım ve blog’umda sizlerle paylaşmak istedim.

Cevahir’in en üst katında bir bank bulmuş oturuyorum, sıkıntıdan etrafıma bakınırken Viktor&Rolf butiği görüp şaşırıyorum. İçeri girdiğimde giysileri inceliyorum, mağazadaki tek görevli çok yakın arkadaşım Andaç’a ve sevgilisine yardımcı oluyor. Konuştuklarını dinleyip ne almak istediklerini öğrenmeye çalışıyorum fakat net duyamıyorum. Küçük V&R karton poşetleriyle çıkıyorlar mağazadan. Ben de onların bulunduğu yere gidiyorum, aldıkları şeyi çok merak ediyorum. Cam vitrinden aldıkları şeylerin çikolata olduğunu görüyorum. Görevliye soruyorum beğendiğim çikolatanın 100 gramının ne kadar olduğunu. Litreyle sattıklarını söyleyip, parmağıyla çikolatayı işaret ediyor. Yakından bakınca üzerinde “1 Lt.” yazdığını görüyorum. İncelemek için 3 tanesini elime alıyorum, görevliye yanımda yeterli paranın olmadığını ve tadını çok merak ettiğimi söylüyorum. Elimi tutup, sevecen bir şekilde çikolataları bana verdiğini kimseye söylemememi tembihliyor. Teşekkür edip, mağazadan ayrılıyorum.

Merdivenlerden inerken yakın bir zamanda hamile olduğunu öğrendiğim lisedeki tarih öğretmenim Yeşim’i görüyorum. Bana bir şeyler anlatıyor, ben de aynı zamanda aldığım çikolataları yiyorum. Yeşim’in anlattıklarına kulak asmayıp, geriye kalan 2 çikolatama odaklanıyorum ve içimden designer çikolata yediğim için çok şanslı olduğum düşüncesini geçiriyorum. Çıkışa geldiğimizde, çok yorgun olduğumu ve daha fazla yürümek istemediğimi söylüyorum. Yeşim de, apartmanlarının bahçesindeki annesinin ona yaptığı çardağa gidip, şezlongda dinlenmemi öneriyor.

Cevahir’den çıkar çıkmaz kendimi sarmaşıklarla çevrili huzurlu ve sessiz bir çardakta buluyorum. Çevreyi dikkatlice incelediğimde önümdeki binanın küçükken sıkça ziyaretine gittiğim babaannemin oturduğu apartman olduğunu görüyorum. Tam o sırada önümden birkaç çocuk koşarak geçiyor, kafamı çevirip gittikleri yere baktığımda büyük bir oyun parkı görüyorum. Şezlonga gidip tek bir hamle ile uzanıyorum. Uyumaya çalışıyorum fakat etrafımda bir sürü küçük çocuk olduğu için, uykuya daldığım zaman eşyalarımın çalınabileceği hissine kapılıyorum. Çantamdan cüzdanımı çıkartıp ne kadar bozuk paramın kaldığına bakıyorum. Sigara almak için 1 Tl. eksiğimin olduğunu fark ediyorum. 2 sene önce vefat eden babaannemin komşularının beni hatırlayıp, 1 Tl. verebileceği umuduyla apartmana doğru yöneliyorum.

Kapıya yaklaşırken arkamdan ani bir şekilde apartmanın önünde duran siyah Cadillac Escalade’den şampanya rengi saten Prada elbisesinin içinde Martha Stewart, arkasından Grey’s Anatomy yıldızı Sandra Oh, iğrenç dantel ve saten karışımı elektrik mavisi elbisesiyle sinirli bir şekilde iniyor. Martha’dan 1 Tl. isteyemeden büyük bir hışımla apartmana giriyor. Sandra’nın yanına gidip onun Kimora Lee Simmons olduğunu düşünüp, o şekilde hitap ederek 1 Tl. isteyince sinirlenip clutch’ının içinden bozukluklarını çıkartıp yere fırlatıyor. Ben de “You’re such a whore!” diyip göğsünü bastırarak ittiriyorum sert bir şekilde, Sandra sendeleyip peşimden gelmeye çalışırken o sırada Escalade’in arkasından babam beliriyor ve Sandra’ya yaklaşıp halini hatrını soruyor.

Fırsattan istifade parka doğru yöneliyorum, bir süre sonra Sandra’nın peşimden geldiğini görüyorum. Elindeki Viktor&Rolf Flowerbomb şişesini bana doğrultmuş bir şekilde “Nasıl böyle bir şey yaparsın!” diye Türkçe konuşarak bağırıyor. Salıncakların bir ucunda ben diğer ucunda Sandra duruyor. Zekice bir hareketle ayağımla kum atıyorum ve dikkatinin dağılmasını sağlıyorum. O sırada Rolf Snoeren koşarak Sandra’ya doğru geliyor ve elindeki parfümü derhal yere bırakmasını söylüyor. Sandra, şişeyi parkın dışındaki taş kaldırımlara doğru fırlatıyor, ben de gidip kokluyorum. Parfümün kokusuyla sigara içme isteğim artıyor ve çardağa yönelip okul arkadaşlarımdan para istemeye devam ediyorum.

Uyanınca hemen not aldım rüyamı ve bir sigara yaktım.
That’s all folks!
Bir sonraki fantastik rüyamda görüşmek üzere.

Kind Regards,
Efe Can

5 Ağustos 2009 Çarşamba

Personal Style


Eda Taşpınar ve Nurettin Hasman'ın ayrılığından sonra biricik ikoncanımız gibi paspal/dikkat çekici (!) giyinmeye karar verdim. Kendi clothing ve handbag line'ım için sayın Hasman ile BFF olmayı amaçlıyorum bu ayrılıktan faydalanıp. Aldığım haberlere göre İstinyePark Bej Restaurant favori mekanlarından bir tanesiymiş.

T-Shirt : Topman
Şort : Bershka
Ayakkabı : Converse
Çanta : Colin's

3 Ağustos 2009 Pazartesi

A Little More Personal


Post göndermeye uzun bir süre ara verdikten sonra yazmaya nereden başlayacağımı bilemedim ama telafi edeceğim, söz veriyorum! Son zamanlarda o kadar gereksiz bir yoğunluk içerisindeyim ki anlatamam. Home party'ler, after party'ler, gereksiz drama'lar derken blog'umla ilgilenmeyi bir kenarı bırakın, Gwyneth Paltrow'la pilates yapmaya bile vakit ayıramadım.
Annem 1 aydır tatilde olduğu için Amy Winehouse adeta bir abla gibi oldu bana annemin yokluğunda, her gece manzaraya karşı rakı içip dertleştik. Son 1 ay içerisinde, 2 yakın arkadaşımı kaybettim (aramızın eskisi gibi olacağını düşünmüyorum), 3 tane düşman edindim, hakkımda iğrenç dedikodular çıktı, yeni bir sevgilim var fakat 1 hafta önce Çanakkale'ye taşınacağını öğrendim ve bunlar hayal ürünü değil, evet! Bunlardan uzaklaşmak için kendimi wonderland'ime hapsedip, uzun bir süre çıkmak istemiyorum. Zor zamanlarımda yanımda olan entourage'ıma teşekkür ederim.


Çok yakın arkadaşım Deniz Berdan'ın Starbucks'taki muffin'lerinden sonra benim de Burger King'de kendi tarifim olan hamburgerlerim satılacak. Efe Can Burger adı verilen hamburgerin eti, benim vücudumun formu verilmiş %100 dana etinden oluşuyor. Hamburgerlerimin tadım toplantısından sonra fanatik bir hayranım, cesur bir hamle ile paparazzi kolonisini aşıp benden imza istemek için yanıma geldi. Yanımda kalem olmadığı için 1 senelik sınırsız Efe Can Burger kuponu verdim. Böyle iyi bir insanım, Mariah Carey'nin Türk versiyonuyum adeta.

Kind Regards
,
Efe Can

T-Shirt: Topman
Şort : Zara
Çanta : Adidas
Ayakkabı : Converse

19 Temmuz 2009 Pazar

Can Sever Photography

Madonna ve Gwyneth Paltrow ile birlikte aldığımız pilates dersleri sonunda etkisini göstermeye başladı, bunu fark eden Mert Alaş ve Marcus Piggott adeta Armani'nin bir sonraki sezon underwear reklam kampanyasında yer almam için ayaklarıma kapandı. Ben de " Teşekkür ederim ama olmaz! Sadece tanıdığım ve güvendiğim fotoğrafçılarla çalışırım" diye cevabı yapıştırdım. Hı hı, aynen bu şekilde oldu!

Model : Efe Can
Fotoğraf : Can Sever

17 Temmuz 2009 Cuma

"Rock Off, Rave On!" Editorial by Can Sever


Efe Can Çakmak

T-Shirt :
H&M
Yelek : Lufian
Pantolon : Mango
Gözlük : Ray-Ban

Berkay Öz

T-Shirt : Topman
Ceket : Topman
Pantolon :
Mango
Yelek :
G-Star Raw

Uğur Zenginler

Hırka : Topman
T-Shirt : Topman
Şort : Zara


Fotoğraf : Can Sever

4 Temmuz 2009 Cumartesi

Can Sever Photography


Geçen hafta cuma günü, çok yakın arkadaşım Can Sever ve kocasını atlatıp sonradan aramıza katılan Jennifer Lopez ile kahvaltı yaparken aklımıza dahice ve iddialı bir fikir geldi. Jenny dışarıda 32 derece sıcaklık olmasına rağmen tüm görgüsüzlüğüyle beyaz tavşan kürkü montu ile İstanbul'a bizi ziyarete gelmişti ve bir anda "Neden Efe'ye benim kürkümü giydirip bir photoshoot yapmıyoruz?" diye sordu. Can ile birbirimizin yüzüne bakıp adeta aklımızdan geçenleri okuduk. İlk başlarda "Yok canım, çok iddialı olur!", "İnsanlar ne düşünür?" gibi şeyler düşündük. İlerleyen saatlerde yeterli şampanya ve havyar ile saçmalayacak kıvama geldik, J.Lo bizim için Jenny from the Block'ı söyledi ve anında modumuza girdik.

Fotoğraf : Can Sever
Model : Efe Can
Styling : Jennifer Lopez

1 Temmuz 2009 Çarşamba

LMFAO


Adsız dedi ki...

"Abi ben bişi diyim sen nasıl bi insansın ya ya da insan demelimiyimmm oldukca basit olan ve her küçük kız çocuğunun(buraya dikket kız çocuğu) kullandığı sıradan basit bir blogu açmışsın tutmuş bide ünlüleri çok tanırda çok bilir gibi netten duyduklarınla çekip çekiştirmişsin üstünede beni kıskanıyrlar demişsin bide ortaalrda twilight filminde ilk teklif bana geldide ben reddettim sonra Rob*a gitti demişsin ben seni araştırdım Rob*unda hayranıda değilim ama Sen tam anlamıyla Basit kurulmuş fakat kendisini övmek adına milleti kandırmak için yazılan yazılarla hazırlanmış bir sitenin sahibisin bi defa modada bilmem neler yapıcaksın git o zaman kendine adında doğru bi site açda millet de bişi sansınalar he yok sen , ben yalan söylüyorum(içinden) millet görmesin topa tutulurum diyipde bi kıytırık siteden konuşyosan oda senin rezilliğin mi desem küçüklüğün mü ya insan bu kadar mı rezil eder kendini kim kimi taklit ediyo aslında yazdıkların yüzünden düşünüdürücü bide senin anlattığın kadar ünlü olsan bu bloga yazcak vaktinin V si olmazdı sen ilk kadınları eleştirmeyi bırakda magazinciler işini yapsın ya da sen seksüel takılıyosan kadınalr üzerinde çok da ilgileniyosan biraz kırıksan umarım anlamışsındır çünkü tipin hiç göstermiyo o zaman yaaprsın yorumunu amabu kadar ezilmiş olma ya o kadar çok ben süperim dmeşsinki kendini mi inandırmaya çalışıyosun yoksa okurlarım diye açtığın başka kız sitelerinden(blogspot*lar) yazdığın yalancı yorumları hatta benim gibi arada rastlayan insanları mı inandırmaya çalışıyosun merak konusu ama emin ol sen burdaki bu yazdıklarınla tam anlamıyla basitsinn hem rob hakkında buraya yazdım ama onun etiketinde yoktu yorum yaz! kısmı Dont kusur;) Sen burda sadece kendini küçük düşürüyosun umarım yorumumu yayınlarsın hatta sana bana ulaşman için bi adres bırakiyim (ssiimmssiiyyaahh@love.com) sitene tekrar gelicem yorumumu yayınlayıp yayınlamadığını görmek için umarım bi değişiklik yapmadan yayınlarsın tekrar kendini kandırmanda iyi eğlenceler taklitlerine devam et şöhret duygusuyla kaplanmış sahte kimlikli şeker Çocuk.."

Blog'uma şöyle bir göz gezdiren her insan kendi adıma etiketlediğim post'larımın hayal ürünü olduğunu anlayabilecek seviyede olduğunu düşünüyorum, özellikle küçük kız çocukları. Fazla yoruma gerek yok. Uzun zamandır post gönderemiyordum, iyi bir comeback post'u olmuş oldu. Teşekkür ederim "Adsız" yorumcu.